BERGAMA

 
GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Pergamon

Mysia bölgesinin önemli kentlerinden olan Pergamon, akropolün bulunduğu tepenin eteklerinden başlayarak ovaya doğru yayılmıştır. Akropolün bulunduğu tepenin iki yanından akan, Bakırçay Irmağına (Kalkos) dökülen (Selinos) ve Kestel (Keitos) Çaylarının verimliliğini arttırdığı topraklar Antik Çağın gözde kentlerinden bir olmasını sağlamıştır. Bergama Çayı’nın (Selinos) ikiye ayırdığı kent, doğal kaynaklar ile, çayların çevresindeki düzlüklerde günümüzde Musalla Mezarlığı denilen yere kadar uzanmıştır.

Akropolün 392.3 m. yüksekliğindeki dik yamaçları kentin denizden uzak oluşundan dolayı göçlerden etkilenmemiştir. Bununla birlikte Pitane (Çandarlı) ve Dikili Körfezi’ne yakın oluşu, batıda Kaiko Vadisi’ni izleyen yolun Akhisar’a (Thyateria) ulaşmasıyla da Kral Yolu ile bağlantısı sağlanmış ve bu da kenti önemli kılmıştır.

Birçok antik kentte olduğu gibi Pergamon’un kuruluşu da mitolojik öykülere dayanmaktadır. Bu mithlerden birine göre; kentin kurucusu olan Pergamos, Akhilleus’un oğlu Neopotelemus ile Andromakhe’nin oğludur. Yunanistan’dan gelerek bugünkü Bergama’nın olduğu yerde yaşayan kralı öldürdükten sonra kenti ele geçirmiştir.

Bir başka mithe göre ise; yöredeki Teuthrania kralı Grynos, zor durumda kaldığı bir savaşta Epiroslu Pergamos’tan yardım istemiştir. Onun yardımıyla savaşı kazanan Grynos bu zaferin anısına iki kent kurmuş, bunlardan birisine Pergamon, diğerine de kendi ismini Gryneion (Çıfıt Kalesi) vermiştir.

Bazı antik kaynaklarda ise kentin kuruluşu bunlardan farklı yorumlanmış, Telephos efsanesine bağlanmıştır.

Yunanistan’ın Arkadia bölgesindeki Tegeia Kralı Aleos’a bir kâhin kızı Auge’den doğacak çocuğun dayılarını öldüreceğini söylemiştir. Olympia’ya gitmekte olan Herakles, Tegea’dan geçerken Augea ile karşılaşmış ve onu hamile bırakmıştır. Bir süre sonra Augea, Telephos’u doğurunca babası son derece hiddetlenmiş, kâhinin söylediklerini hatırlamış, Telephos’u Parthenion Dağı’na, kızını da bir sandık içerisinde denize bırakmıştır. Augea’nın içerisinde bulunduğu sandık Mysia kıyılarına ulaşmış, Mysia Kralı Teutras kızı beğenmiş ve onu kendisine evlat edinmiş. Diğer yandan oğlu Telephos’u arayan herakles onu Partheion Dağında bir arslan tarafından emzirilirken bulmuştur. Herakles çocuğu alarak Yunanistan’a götürmüş ve kral Karithos’a yetiştirmesi için bırakmıştır. Telephos büyümüş, annesini aramak için Anadolu’ya gitmiştir. O sırada Mysia kralı savaşmakta ve oldukça güç durumdadır. Telephos krala yardım etmiş ve bundan memnun olan kral da kızı Augea ile onu evlendirmek istemiştir. Ancak düğünlerinin yapıldığı gün anne ile oğul birbirlerini tanımıştır. Kralın ölümünden sonra Telephos onun yerine geçmiş ve Pergamon’u kurmuştur. Bergama Zeus sunağı kabartmalarında Telephos’un yaşamıyla ilgili bazı olaylara yer verilmiştir.

Bergama’da arkeolojik araştırmalara XIX.yüzyılın ikinci yarısında başlanmış, araştırmacılar özellikle kızıl kilise ile ayakta kalabilmiş bazı kalıntılar üzerinde durmuşlardır. Bergama’ya 1865’te gelen C.Humann, orada Dr.Nikola Ballis ile tanışmış, onunla akropole çıkarak kireç ocaklarında eritilen mermerleri görmüşlerdir.

C.Humman 1876’da Berlin Müzesi Müdürü olan Dr.A.Conze ile yöreyi incelemiş, bulduklarını Berlin Antiktepe Müzesi’ne göndermiştir. C.Humann’ın A.Conze, Bohn ve Schuhhardt’la birlikte 1883-1885 Aralık ayına kadar sürdürdüğü kazılarda İmparator Trayan’ın yaptırdığı teras üzerindeki tapınak, tiyatro ve yukarı agora kazılmıştır. C.Humann, Zeus tapınağı kabartmaları ile Athena Tapınağının mimari parçalarını Berlin’e götürmüştür.

Bergama kazılarını 1900-1912 yıllarında Dörpfeld yürütmüş, A.Conze ile Hepding de kazı gurubunda yer almıştır. Gymnasium, Attalos evi, aşağı agora ve büyük yapının yer aldığı alan ortaya çıkarılmıştır. 1912-1913 yıllarında ise Prof.Hubert Knachfuss ile İsviçre’li arkeolog Prof.Schazmann akropolün değişik yerlerinde kazılar yapmıştır.

Bergama’daki altıncı dönem kazılarını Berlin Müzeleri Müdürü Wth.Wiegand yönetmiş, 1927-1929 yıllarındaki kazılarda akropoldeki saraylar ile depolar ortaya çıkarılmıştır. Aynı zamanda Priene, Milet ve Didiö kazılarını da yürüten Wiegand, 1928-1938 yılları arasında da Asklepion alanı ile bazilikanın bulunduğu bölümlerde de araştırmalarını yapmıştır.

Bergama’da yapılan araştırmalarda bulunan kalıntılar, keramikler ve aletler yöredeki yerleşmenin Neolitik Çağda başladığını göstermiştir. Akropolün eteklerindeki toprak dolgular arasında bu döneme tarihlenen taş bıçaklar, üvedik tepede nefrit taşından bir balta bulunmuştur. M.Ö.4000’e tarihlenen bu eserleri Bronz Çağa ait vazolarla keramikler izlemiştir. Arkaik dönemde küçük bir yerleşim olan ancak bu dönem kalıntılarının çok az olduğu, Pergamon’dan buluntular akropolde M.Ö.800 yıllarında bir yerleşim olduğunu göstermiştir. Frigyalılar bir süre bu yöreye egemen olmuşlar, M.Ö.VII.yüzyılda Ldyia’lıların egemenliğini kabul etmişlerdir. M.Ö.546’da ülkesinden kovularak Perslere sığınan Erythreli Gongyglos’un yönetimine verilen Pergamon M.Ö.362’de Mysia valisi Orontes’in Perslere karşı başlattığı ayaklanmanın merkezi olmuştur. M.Ö.400-399 yıllarında Xenophon’un “Onbinlerin dönüşü” isimli eserinden Pergamon’un işgal edildiği öğrenilmiştir.

M.Ö.334’de Pergamon, Granikos (Biga Çayı) Savaşından sonra İskender’in eline geçmiştir. Bundan sonra Büyük İskender, kentin yönetimini oğlu Herakles ile annesi Barsine’ye bırakmıştır. İskender’in ölümünden sonra Pergamon generallerinden Lysimakhos’un payına düşmüştür. Lysimakhos devlet hazinesini akropolde saklamış, korunmasını da paphlagonia’lı bir subay olan Philetarinos’a bırakmıştır. Lysimakhos’un ölümünden sonra devlet hazinesi Philetarios’da kalmış ve bu hazine ile Bergama Krallığını kurmuştur. Helenistik dönemde (M.Ö.300-M.S.20) Pergamon 150 yıl boyunca Anadolu’nun en önemli kültür merkezlerinden biri olmuştur (M.Ö.283-133). Bundan sonra Philetairos (M.Ö.183-263) krallığının sınırlarını Marmara Denizi’ne kadar genişletmiş, evlatlığı ve yeğeni olan I.Eumenes (M.Ö.263-241) ondan sonra krallığı devralmıştır.

M.Ö.241’de Eumenes’in yerine oğlu I.Attalos (M.Ö.241-197) geçmiştir. Attalos I Galatlara karşı pergamon’u korumuş, M.Ö.230’da onlara karşı büyük zafer kazanmıştır. Bundan sonra Attalos döneminde batı Anadolu’yu ele geçirmek isteyenler nedeniyle savaşlar birbirini izlemiştir. Bu arada Romalılarla yakın ilişkiye girmiş ve onların Anadolu’ya ayak basmalarına neden olmuştur. I.Attalos döneminde Pergamon krallığı askeri, politik , sanat ve kültür yönünden de önemli bir merkez olmuştur. I.Attalos’dan sonra Pergamon Kralı II.Eumenes (M.Ö.197-159) galatlar, Makedonyalılar ve Suriye Kralı Antiokhos’a karşı savaşmış, bu arada da iç ve dış politikada tutarlılığını korumuştur.

M.Ö.190’da Magnosia’da Suriye kralını yendikten sonra pergamon Krallığı güç ve zenginliğin doruğuna ulaşmıştır. Pergamon Krallığı güneyde Maiandros (Büyük Menderes) Nehri’nden başlayarak bütün Batı Anadolu’yu kapsadıktan sonra Trakya’dan Toroslar’a kadar genişlemiştir. II.Eumenos devletin bütün zenginliğini kentin imarına sarfederek, yerleşimi akropolün yamaçlarından aşağıya doğru yaymış, yeni yapılanmalar için tepede teraslar yapmıştır. Nitekim kentin aşağı agorası, Gymnasium, kütüphane ve Zeus sunağı onun zamanında yapılmıştır. II.Eumenos’un (M.Ö159) ölümünden sonra yerine geçen Attalos (M.Ö.159-138) ve III.Attalos (M.Ö.138-133) dönemlerinde krallığın kültürel gelişimini sürdürmüşlerdir.Bu dönemde Antiokheia (Antakya) ile Alexandrai (İskenderiye) şehirleri pergamon’un rakibi durumuna gelmişlerdir. III.Attalos’un ölümünden sonra vasiyetinde Pargamon Krallığını Roma’ya bırakmış, ancak Romalılar bu topraklara çok kolay girememişlerdir. II.Eumenes’in meşru olmayan oğlu Aristonikos paralı askerler ve kölelerden oluşturduğu ordu ile üç yıl Romalılarla savaşmıştır. M.Ö.130’da yenilerek Roma’ya tutsak olmuştur.Bundan sonra Pergamon Attalos’un vasiyetnamesi uyarınca özgür bir kent olarak yaşamaya devam ettiyse de, Pontos Kralı Mithridates’in M.Ö.88’de batı Anadolu’ya hücum etmesi, Pergamon onun egemenliğine girmiş, ardından Roma’nın yöreye hakim olmasıyla da bir Roma eyaleti konumuna gelmiştir.

Roma döneminde gelişen, zafer anıtları, hadrian, Trajan, Carcalla, Dionysos tapınakları ile bezenen kent İmparator Hadrianus döneminde (M.S.117-138) yeniden parlak günlerine ulaşmıştır. Bu arada tıp yönünden büyük ünü olan Asklepion eklerle genişletilmiş, tiyatro, stadyum gibi yapılar eklenmiştir. Bizans döneminde Pergamon eski parlak dönemine ulaşamamış, ancak Anadolu’nun büyük kentleri arasında ismi geçmeye devam etmiştir.

Araplar’ın Anadolu’ya yaptıkları hücumlar sırasında 716’da Pergamon’da yakılmış, 1306’da Kareisoğullarının eline geçerek Beyliğin Balıkesir’den sonra ikinci önemli kenti olmuştur. Orhangazi 1336’da Bergama’yı Osmanlı topraklarına katmışsa da Ankara Savaşı’ndan sonra bu kez de Timur tarafından yağmalanmıştır.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Pergamon’un Tarihi yapıları


Heroon:


Akropol çıkışında, büyük ana girişe gelmeden solda görülen kalıntıların Pergamon krallarından I.Attalos ve II.Eumenes’e ithaf edilen , onları tanrılaştıran Heroon olduğu anlaşılmıştır. Bu yapıda Bergama krallığının kültü kutlanmaktadır. Bu tür yapılar İskender’in ölümünden sonra helenistik krallıklarda yaygın biçimde kullanılmıştır. Ancak pergamon kralları diğer Helenistik krallarda olduğu gibi yaşamları boyunca tanrılaştırılmamıştır. Yaşamları boyunca yanlızca rahiplik ünvanını taşıyan bu krallar ölümlerinden sonra tanrılaştırılmışlardır.

AKROPOL -KRAL SARAYLARI
        Antik adıyla Pergamon şehrinin ilk yerleşim alanı Akropol'dür.Akropol Yukarı Kent anlamına gelen Akropol ören yerinde 1874 yılında başlayan kazılarda görkemli şehir ile birlikte bir çok eser ortaya çıkarılmıştır.

 

 

Bergama akropolüne girilen sur kapısının hemen karşısında görülen peristylli saray II.Eumenes’e aittir. Sarayın kuzeyinde büyük bir salon, avlusunda bir sunağı ile güney-batısında da bir çeşmesi vardı. Ayrıca doğusa büyük salona bitişik bir de kült odası bulunmaktadır. Bu sarayın güney-batısında sarnıç, batıdadki odada da hephaistion isimli bir sanatçının imzası olan ilginç mozaik döşeme görülmektedir. Mutfak ve kilerler ise sarayın güney-doğusundadır. II.Eumenes’in sarayının hemen bitişiğinde ise I.Attalos’un sarayı yapılmıştır. Bu sarayları II.Attalos ile Philetaros’un olduğu sanılan iki saray daha izlamaktadir. Hepsinin ortak özelliklerini sütunlarla çevrili avlular arasında yer alan odalar oluşturmaktadır. Bunlarda ele geçen döşeme mozaikleri Berlin Müzesinde’dir. Bunları kışlalar, askeri depolar ve dükkanlar izlemiştir.

Burada yapılan araştımalarda aşağı agorayı korumak amacıyla değişik ölçülerde 900 gülle bulunmuştur. Aynı zamanda silahların korunduğu depolar, bir bakıma sur duvarlarının bir bölümünü oluşturmaktadır

        Şehrin en yüksek yerinde kral ailesinin ve ileri gelenlerinin yaşadığı saraylar ve tapınaklar bulunurken, halkın ise aşağı şehirde yaşadığı anlaşılmaktadır.

       Akropol'ün en görkemli eseri, Pergamon Kralı II. Eumenes tarafından Galatlara karşı yapılan savaşın kazanılmasının anısına inşa edilen Zeus Sunağı'dır. Ancak Zeus Sunağı, bundan yaklaşık 130 yıl önce, Alman kazı ekibi tarafından Berlin'e götürülmüş olup, Akropol'de sadece kaideleri bulunmaktadır.

       Akropol'de ayrıca, bu gün de dünyanın en dik tiyatrosu özelliğindeki 15 bin kişilik bir tiyatro, antik çağın ünlü 200 bin ciltlik Bergama Kütüphanesi’nin kalıntılarıyla birlikte, saraylar ve tapınaklar bulunmaktadır. 

        Kalenin doğu duvarı boyunca kralların oturdukları saraylar ve bağlı yapılar yer almaktadır. Bunlar Akropol'ün en yüksek kesimini kaplar ve bugün yalnız temelleri kalmıştır. Sarayların üst yapıları oldukça sade ve planları prestilli ev tipindedir. Odalar sütun bir avlu çevresinde toplanmıştır. Sarayların Bergama krallarının adlarıyla anılması genel kazı buluntularına dayanmaktadır. Çünkü yazıtlarda bir belge ele geçmemiştir. En kuzeydeki yapı grupları kuzeyden güneye doğru I. Attalos, I. Eumenes, II. Attalos'un sarayları olarak anılır. En güneydeki büyük sarayda yapı taşı olarak kullanılan Bergama sunağının taşları tarihler için ipucu olmaktadır. Bu sarayın kuzeydoğu köşesinde mozaik döşemeli bir sunak bölümü yer alır. Kuzeybatı odasında da mozaik süslere rastlanmış ve sanatçı Hephaistion imzasını taşımaktadır. Sarayların kendi gereksinmeleri için iki sarnıcı bulunmaktadır.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Athena Kutsal Alanı:

Akropolde 1880-1881 yıllarında yapılan kazılarda ortaya çıkan Athena kutsal alanı, tiyatronun ve Zeus sunağının hemen üzerindeki terasta bulunmaktadır.

Pergamon’un en eski tapınağı olan bu yapının M.Ö.III.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Bizans döneminde, M.Ö.IV.yüzyılda bu terasta yapılan kale nedeniyle tapınak temellerine kadar sökülmüştür. Kilisenin duvarları arasındaki antik kalıntıların içindeki bir sütun parçasında da “Bunu Artemon’un oğlu senin için dikti. Ey Trion’dan doğan Tanrıca” yazısı okunmuştur. Athena Polias’a adanan tapınağın yapı malzemesinin incelenmesi sonunda yapılan krallık döneminden çok daha önceki tarihlerde yapıldığı ortaya çıkmıştır.

Athena Tapınağı’nın giriş kapısının parçaları berlin’e götürülmüştür. Bugün Berlin Müzesinde bu kapının rekontrüksiyonu yapılmıştır. Kutsal alanın ortasında bugün de görülebilen yuvarlak kaide üzerinde önce Athena, sonra da Augustos’un (M.Ö.31-M.S.14) tunç heykel dikilmiştir. Bu heykelin Roma döneminde ait mermer kopyası Vatikan Müzesi’ndedir. Ayrıca bu alanın çevresinde de I.Attalos ile II.Eumenes’in heykelleri bulunuyordu. Bunların en önemlilerinden olan Galat heykeli Roma Capitolion Müzesi’nde, karısından sonra kendisini öldüren Galat heykeli de Roma Terme Müzesi’ndedir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

Zeus Sunağı

İzmir ili Bergama ilçesinde, antik Pergamon’un akropolünde bulunan bu sunak Pergamon Kralı II. Eumenes’in (MÖ.197-MS.160) Seleukos Kralı III. Antiochos’a ve Galatlara karşı kazandığı zaferin anısına yaptırılmıştır. Sunak ayrıca Mitoloji Tanrılarından Zeus ile Athena’ya adanmıştır. Helenistik dönemdeki Pergamon’un en görkemli anıtlarından olan bu sunak ile ilgili bilgiler Romalı Lucius Ampellius’un yazmış olduğu kitaptan öğrenilmektedir. Günümüzde Berlin’de Pergamon Müzesi’nde bulunan bu sunağın yalnızca temel kalıntıları Bergama’dadır.
 


Bergama yöresinde yol inşaatını yöneten Alman Mühendis Carl Humann çalışmaları sırasında bu sunak ile ilgili bazı frizlere ve kalıntılara rastlamıştır. Bergama’daki yol çalışmaları dört yıl kadar sürmüş ve ayrıca burada Carl Humann’ın 1878 yılında yaptığı kazılarda ele geçen sunağın frizlerinden Gigantlar savaşına ait 97 panel ve 2000 parça; Telepus frizine ait 35 panel ve 100 parça ile heykel, kitabe ve mimari kalıntılar 1878 yılında Berlin’e taşınmıştır. Sunağa ait bu parçalar Osmanlı Hükümetinden alınan izinle Almanya’ya götürülmüştür.
Düzenli bir şekilde kesilerek ambalajlanan sunak Dikili limanından gemilere yüklenmiştir.Daha sonra sunak ile ilgili kazılarda bulunan süsleme ve frizlerde götürülerek berlinde <Bergama müzesi> dedikleri yerde restore edilmiştir.

Bergama’da Zeus sunağının bulunduğu terasın asıl girişi doğusundaki ana caddeden idi. Sunağın kuzey ve doğusunda İon üslubunda yapılmış iki katlı bir stoa bulunuyordu. Sunak U şeklinde olup, 36.44x34.20 m. ölçüsünde mermerden yapılmıştı. Sunağın çevresini beş mermer basamaklı bir merdiven çeviriyordu. Bunun üzerinde 2.30 m. yüksekliğinde ve uzunluğu 120.00 m. yi bulan bir friz çepeçevre podyumu kuşatıyordu. U şeklindeki sunağın iki ucu arasındaki merdivenlerle bir galeriye çıkılıyordu. Bu galeride İon üslubundaki sütunlardan meydana getirilmiş çift sıralı bir portik bulunmaktadır. Bu portiğin ortasındaki boşlukta ise Zeus’a adanan armağanların konulduğu asıl sunak yer alıyordu. Sunağın üç tarafını saran alçak duvarda ise ikinci bir friz çepeçevre dolaşıyordu. Sunağın üstü kentuvarlar (yarı at yarı insan mitolojik yaratıklar), dört atlı arabalar, atlar ve tanrı heykelleri ile bezeli idi.

Sunağın at nalı şeklindeki podyumunu saran frizde mitolojik Yunan tanrıları ile Toprak Tanrısı Gaia, uzun saç ve sakallı ayaklarının yerine yılan kuyrukları olan dev Gigantların mücadelesi (Gigantomakhia) tasvir edilmiştir. Mitolojiye göre, Tanrı Zeus kardeşleri Titanları yeraltı dünyasına (Tantarus) kapatmıştı. Buna kızan Gigantlar yeryüzüne çıkarak mitolojik tanrılara saldırmışlardır. Bu savaşta tanrılar Gigantları yenmişlerdi. Bu frizin üzerinde, üç yandan sunağı saran duvarlarda ise tanrılardan Herakles’in oğlu Telephus’un Pergamon kentini nasıl kurduğunu anlatan kabartmalara yer verilmiştir.

Sunak açık mavi renkte mermer bir boya ile boyanmıştır. Tanrıçaların giysilerine altın veya tunçtan eklemeler yapılmıştır. Bu kabartmalarda Gigantların isimleri ayrı ayrı yazılmıştır. Bu kabartmaları yapanlar Pergamon ve Atina’daki en ünlü sanatçılardır. Kabartmalarda kazanan tanrılar simgesel olarak Pergamonluları tasvir etmektedir. Yenilen devler ise Pergamon’un düşmanları olan Galatlarla, III. Eumenes’i simgelemektedir. Bu kabartmalarda Helenistik heykel sanatının tüm özellikleri kıvrılıp bükülen vücutlar, duygusal yüz ifadeleri mermerlere yansıtılmıştır.

II. Eumenes zamanında Galatlara karşı kazanılan yenginin anısına dikilen anıt Zeus ve Athenaya adanmıştır. Planı kare biçiminde olan bu anıtın, beş basamaklı bir podium üzerinde ve iki katlı olarak yapılışını anımsatmak isteriz. Alt katın içi masiftir. Dış yüzü ise tanrılarla gigantların savaşını betimlemektedir. Yüksek kabartma olarak yapılan bu betimleminin uzunluğıı 120 metre, eni 2.30metredir. Zeus sunağının bu frizi dev boyda 118 kabartmadan oluşmaktadır. Bu kabartmaların her birinde Olympos tanrıları ile gigantlar arasındaki savaş canlandırılır. Gigant denilen devler aslan ya da boğa kafalı ve yılan kuyruklu azmanlardır. Olympos tanrılarından Zeus, Athena, Leto, Apollon, Artemis, Dione, Otos, Alkyoneus, Porphyrion ve daha adları bilinmeyen başkaları görülür (814). Kabartmalarda devlerin, tanrıların giicü altında ezildikleri, gövdeleri paramparça edilip korkunç acılar içinde kıvrandıkları an canlandırılmıştır Bergama'ya özgü patetik üslupta işlenmiş olan bu kabartmalar Hellenistik sanatının en görkemli yapıtlarındandır. Friz üzerindeki tanrı kabartmalarında çok ince ve yumuşak verilişe karşılık, canavarlar sert ve kaba olarak tam bir zıt görünümle canlandırılmıştır.Tüm kabartmalarda birlik ve uyum görülmesine karşın tek bir sanatçı  tarafından yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Oyma adlar arasında Dionyades, Menekrates, Melanippos, Orestes, Theorrhetos gibi heykeltraşların okunması da bunu kanıtlıyor. Bunların tümü de Bergama'lıdır.

          Bu ünlü Altarın bir frizi daha vardır ki ona küçük friz denmektedir ve Bergama'nın kahramanı Telephos adına oyulmuştur. Yapının içi duvarına rastlar. Adı geçen ve 120 metre boyunda olan frizin 80 metresi bulunmuştur. Yapının ise kare biçiminde olup orta boş1ukta kare bir avlu ortaya çıkmaktadır.Athena Tapınağından 100 yıl sonra yapılmış olmasına ve 25 metre daha aşağıya düşmesine karşın iki yapı arasında bir ilişki görünmektedir. Sunak bağımsız bir yapı izlenimini vermektedir. Athena Tapınağı da sunak avlusunun içinde yer almaktadır. Kutsal alana girişte ilk olarak sunağın doğusundaki Zeus ve Athena kabartmaları grubu görülür. Frizin bu tarafında, güneşin doğuşuyla ilgili ışık tanrıları Apollon, Artemis ve Leto verilmiştir, karanlık kuzeyde ise Orion, yazgı tanrıçaları Moira'lar ve gece tanrıçası betimlemeleri vardır, güneyde ise şafak, güneş tanrısı Helios, batıda denizle ilgili deniz tanrısı ailesi Akeonos, Amfitrite, Nereus ve Tritan yer alır. Bergama Sunagının bu kabartma sıralanışı Hellenistik heykeltraşlığın büyük gücünü ortaya koyar. Bu ünlü Sunağın kurban masası yapının ortasına düşen kare avlunun içinde yer aldığı bilinmektedir. Çepeçevre galerilerin uzantısınca yer alan taş bankın heykellerle süslü olduğu görülmektedir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 



 

 

 

 

 

 

Kütüphane:

Bergama’nın, tarihte büyük ün yapmış Helenistik devrin en büyük kütüphanesi Athena Tapınağının hemen arkasındadır.

Carl Humann ve Prof.A. Conze’nin 1880 kazılarında ortaya çıkardıkları bu kütüphane İskenderiye kütüphanesinden sonra döneminin önemli yapılarının başında gelmektedir. Bergama’da yaşayan Romalı yazar Marcus T.Varro’dan (M.Ö.116-27) öğrenildiğine göre, bergama kütüphanesinin İskenderiyedekini geçmesinden korkan Mısır’ın Ptolemai kralları ülke dışına papirüs gönderilmesini yasaklamışlardır. Ancak Bergamalılar yazmak için bu kez de hayvan derilerinden yararlanmışlardır.

Tarihte bu iki kütüphane arasındaki rekabet sürüp gitmiştir. Marcus Antonius’un M.Ö.1’de 200.000 ruloyu içeren kitaplıktaki eserlerin çoğunu Bergama’dan kaçırarak Kleopatra’ya hediye etmiştir. Bu olaydan sonra Bergama kütüphanesinde çok az rulo kalmış, bunlar M.S.700’e kadar korunabilmişlerse de kalanlar, Amr bin el-As tarafından yok edilmiştir.

Bergama kütüphanesi II.Eumenes zamanında yapılmış, ancak bazı kaynaklarda I.Attalos’un ismi geçmektedir. Bergama kütüphanesi yazma eserlerinin yanı sıra heykelleri ile de bir müze görünümündeydi. Nitekim M.Ö.13’de Bergama Roma yönetimine geçtiğinde Grek kültürünü incelemek isteyen Romalı bilim adamları aradıklarını bu kütüphanede bulmuşlardır.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ
 

Traianus Tapınağı

Akropolde 1883-1885 yıllarında yapılan kazılarda büyük bir yapının kalıntıları ortaya çıkmış ve çevresindeki bir çok mimari parçalar bu yapının bir deprem sonrası yıkıldığını ortaya koymuştur. Athena tapınağından dokuz, tiyatro terasından 55 m. yüksekliğindeki yapının Athena temennası ile bağlantısı olduğu, doğusundaki kapı ve merdivelerin de kütüphaneye çıktığı anlaşılmıştır. Bu yapının bulunduğu teras akropolün en yüksek yeridir. Daha önce burada bir helenistik dönem yapısı olduğu, alanın kemer ve tonozlarla takviye edilmiş, çevresi de stoalarla çevrelenmiştir. Buraya Romalıların tanrılaştığı kabul edilen imparatoru Traianus’un (M.S.98-117) tapınağı yapılmıştır. Tapınak İmparator Hadrianus (M.S.117-138) döneminde tamamlanmıştır.Burada yapılan kazılarda her iki imparatorun bugün Berlin Müzesi’nde olan iki heykeli bulunmuştur.

Traian Tapınağı 1976’da Alman Arkeoloji Enstitüsünce Dr.Ö.Rombock’un başlayıp, Dr.K.Nohlen’in sürdürdüğü bir restorasyonla yenilenmiştir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Demether Kutsal Alanı

Demeter kutsal alanı, Bergaöa’ya hakim, yaklaşık 100x50 ölçüsünde dikdörtgen bir teras üzerinde M.Ö.III.yüzyılda Philetarios ve II.Eumenes tarafından anneleri Boa’nın anısına yaptırıldığı architrav ve orthostlar üzerindeki yazıtlardan okunmaktadır. 

Ancak küçük bir giriş kapısının architravı üzerindeki frizde yer alan yazıttan çevresindeki stoaların I.Attalos’un (M.Ö.241-197) karısı Apollonis tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Başlangıçta Templium in antis planında olan tapınak Roma döneminde yapılan ve bol mermer kullanımıyla prostylos planına dönüştürülmüştür. Buradaki başka bir yazıttan ve tapınak çevresinde yapılan düzenlemelerin Antonius Pius zamanında Pergamon’un asil ailelerinden Cladius Slianus Aedimus tarafından yapıldığı öğrenilmiştir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

Dionysos Tapınağı

Tiyatro terasının kuzey ucuna M.Ö.III.yüzyılda yapılan Dionysos Tapınağı Roma İmparatoru Carcalla (M.S.211-217) tarafından yeniden elden geçirilmiştir. İlk yapılışında andezit taşından olan tapınak Roma döneminde bütünüyle mermerle kaplanmış, ayrıca yirmi beş basamakla çıkılan İon üslubunda bir de prostylos yapıya eklenmiştir.

Günümüzde sunağı ile birlikte çok iyi korunarak gelebilen Dionysos Tapınağı yüksek bir podyum üzerinde, İon üslubunda bir Prostylosdur. Buradaki kazılarda bulunan Astlepios başı Berlin Pergamon Müzesi’ndedir.

Hera Kutsal Alanı:,Yukarı Gymnasion’un kuzeyinde, çevreye hakim iki teras üzerinde yer alan hera Kutsal alanının, II.Attalos (M.Ö.159-138) döneminde yapılarak Hera Basilea’ya adandığı, architrav parçaları üzerindeki yazıttan öğrenilmiştir.Dor üslubunda, dört sütunlu bir prostylosdur. Temenos’un tam ortasına yapılan tapınağın batısına eksedra, doğusuna da küçük bir stoa yerleştirilmiştir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

Gymnasionlar

Bergama’nın en büyük yapılarından Gymnasion, Hera kutsal alanının altında üç ayrı teras üzerinde M.Ö.III.yüzyılın ikinci yarısında yapılmış, Roma döneminde de bazı değişikliklere uğramıştır. Birbirinden farklı yükseklikte teraslar üzerinde yapıldığından merdivenlerle aşağı kadar inmektedir. Önce andezit taşı, sonra da mermerin kullanıldığı Gymnasion’un alt terastaki yapısı çocuklara (Paides), orta terastaki genç erkeklere (Epheboi), yukarı terastaki ise yetişkinlere (Paides) ayrılmıştır. Bunlardan aşağı ve orta Gymnasion Helenistik dönem özelliklerini korumasına karşılık, yukarı teras Roma döneminde büyük değişiklik geçirmiştir. Ayrıca Gymnasion avlusunun batısındaki üst bölümünde küçük bir de tapınak yapılmıştır.

Özellikle gençlerin beden ve ruh sağlığını eğitmeyi amaçlayan Gymnasion Helenistik dönemde yapılmış, Roma döneminde, özellikle İmparator Hadrianus zamanında değişikliğe uğramıştır. Sütunlu bir avlunun içerisindeki yapılardan oluşmakta, doğu ve batısında bulunan gymnasionların ayrılmaz parçası hamamlarla sona ermektedir. Batı galerisinin arkasında yarım daire şeklinde yıkanma yerleri, kuzeybatısında yaklaşık 1000 kişi alabilen üztü örtülü tiyatro görünümlü toplantı salonu bulunmaktadır. Kuzeydeki geniş salon Gymnasionun ana odası olup, buna eklenen iki apsisli oda ile burasının imparator salonu olduğu yazıtlardan anlaşılmıştır. Diğerlerine göre daha iyi korunan bu bölüm aynı zamanda törenlerde kullanılmış ve bu nedenle “Tören Gymnasionu” adı verilmiştir.

Gymnasion’un orta bölümü Hellenistik dönemde yapılmış, tonoz örtülü basamaklarla içerisine girilmektedir. Bir teras üzerinde uzun bir stoa ve bir bölümünde de odalar yer almaktadır. Bunlardan doğuda olanı iki dor sütunu ile terasa açılmakta olup, burada bulunan bir yazıttan bu mekanın Hermes, herakles veya imparator kültüne ayrıldığı öğrenilmiştir. Tapınağın duvarlarında başarılı olan efeboinlerin isimleri yazılıdır. Güneydeki kent çeşmesini ise II.Eumenes yaptırmıştır. II.Eumenes’in yaptırdığı gymnasionun aşağı bölümüne ana caddedeki propylondan girilmektedir. Uzunluğu 80 m. olan bu yapı bütünüyle yıkılmış olup, günümüze temel duvarlarının bir bölümü ile güneybatı köşesinde odaya benzer bir bölüm gelebilmiştir. Buradaki merdivenli girişin batısındaki bir nişin içerisindeki bir stel üzerinde II.Attalos döneminde Epheboi olan küçüklerin isimleri yazılıdır. Buradaki büyük kuleler ise Bizans döneminde yapılmıştır.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

Agoralar

Akropolün güneyindeki büyük kapıdan tepeye çıkan yolun üzerinde kentin iki agorası bulunmaktadır. Büyük kapının hemen üzerinde olanı aşağı agora, Zeus Tapınağı’nın biraz altında olana da yukarı agora ismi verilmiştir. Aşağı agora II.Eumenes’in akropolü genişletirken yaptırdığı sanılmaktadır. Agora dor üslubunda sütunları olan galerilerle çevrilmiştir. Bunlardan kuzeydeki galeri iki katlı olup, depo ve dükkanlar alt katta kalmıştır. Agoranın batı ve güney duvarları toprak baskısından yıkılmış M.Ö.II.yüzyılın başlarında onarılmış, kuzeybatısı sütun ve kemerlerle desteklenmiştir.

Agoranın ortasında bulunan kuyunun suyu Attalos’un sarayındaki sarnıçlardan sağlanmıştır. Yukarı agora, Zeus Sunağı’nın bulunduğu terasın 15 m. altında, güney ve kuzeyinde dor üslubunda sütunlu galerilerle çevrilmiştir. Bunlardan güneydeki sütunlu galeri iki katlı olup, alt katından depo olarak yararlanılmıştır. Agoranın batısındaki küçük tapınak Prostylos planlı olup, Dor-İon karışımı bir yapıdrı. Yapıldığı tarih kesin olmamakla birlikte II.Eumenes zamanında yapılıp, Zeus veya Hermes’e adandığı sanılmaktadır. Ancak çörtenler üzerindeki Menad ve Satry başlarına dayanılarak Dionysos’a sunulduğu da iddia edilmektedir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

Tiyatro

Bergama tiyatrosu akropolün çok dik bir yamacında, Zeus Sunağının yakınında güney-batıya yönelik olarak yapılmıştır. Helenistik dönem tiyatrolarının en güzel yapıtlarından olup, II.Eumenes’in krallığı döneminde yapılmıştır.

Burada yapılan araştırmalar aynı yerde, bergama krallığının ilk yıllarından kalma bir tiyatronun bulunduğunu ortaya koymuştur. Nitekim günümüze bu tiyatrodan polygonal örgülü destek duvarının bazı parçaları gelebilmiştir. Ayrıca ilk tiyatronun sahne binasının ahşaptan, geçici olarak yapıldığı, gösteriler bittikten sonra kaldırıldığı da ileri sürülmüştür. Tiyatro 80 oturma sırası ile 10.000 kişiyi alacak kapasitededir.Andezit taşından yapılan tiyatronun yalnızca asillere ayrılan bölümleri mermerdendir.

Helenistik dönem tiyatrosu da ilk tiyatroda olduğu gibi sahne binası ahşaptı ve gösteri bittiğinde kaldırılıyordu.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

BASİLİKA-KIZILAVLU (SERAPİS TAPlNAĞI)   

          Hristiyanlığın ilk 7 kilisesinden biri olarak adı İncil'de de geçen Bazilika'ya, M.S. II. Yüzyıl’da Roma İmparatoru Hadrianos tarafından mitolojik tanrı Serapis'e adanarak yapıldığı için  Serapis Tapınağı da denmektedir.
 


          Bergama’da şehir içinde bulunan Bazilika, kırmızı renkli tuğladan inşa edildiği için halk arasında Kızıl Avlu olarak bilinir.   Bu tapınak bugün Bergama kentinin içinde kalmıştır ve Kınık yolunun Bergama'ya girişindedir. Kızılavlu büyük bir yapı bileşimidir. Kazılar yapılırken buraya sonradan kurulmuş evler yıkılmış ve buna karşın 200x100 metre alan Bergama evlerinin altında kalmaktadır. M.S. II. yüzyılda imparator Hadrian (177-138) döneminde yapıldığı olasılığı güçlüdür.

          Bugün  alanın altından oldukça büyük bir tünel geçer ki bu Kozak Dağlarından gelen Selinos (Bergama Çayı) dır. C. Texier "Ne yerde ne gökte" adını bu nedenle vermiştir. Ondeki alanın batı duvarı, Salinns üzerindeki antik köprünün yakınında 13 metre kadarıyla ayakta durmaktadır. Asıl yapı ıse anıtsal bir tuğla yapıdır ve bu nedenle Kızılavlu denmiştir ki bu yapı 60x26 metre boyutlarında olup 19 metre olarak ayaktadır. Yapının yanlarında iki tane kule benzeri yuvarlak ek yapılar bulunur. Bunların da önünde üç yanı galerilerle çevrili avlular yer alır. Avlular asıl yapının önüne bağlantılıdır. Burada bulunan insan biçiminde destek figürleri galerilerin çatısını taşırlar. Bunlar sırt sırta duran kadın ve erkek figürleri olup Mısır tipini canlandırırlar. Bu noktadan hareketle tapınağın Roma imparatorluğunun bir çok yerlerinde rastlanan İsis ve Harpokrates ile tanrı Serapis'e adanmış olması kanıtlanmaktadır. Ancak kazı ve araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.

Kızılavlunun eşiği 30 tonluk tek parça mermer bloktandır. Asıl yapının î metre genişlik ve 14 metre yükseklikte büyük bir kapı açıklığı vardır. Yapının ortalarında sığ bir havuz ve derin bir kuyu bulunmaktadır.Bunun arkasında bir podium ve üzerinde kült heykeli için altlık yeralır. Tapınağın içinde yüksek sütunların taşıdığı bir galeri dolaşır. Kutsal bölgenin tuğlaları renkli mermerlerle kaplıydı. Çatının durumu ise bilinmemektedir. Bizans çağında Kızılavlunun içine bir kilise yapılmıştır. Bazilikanın günümüze kalan duvarları insan boyundadır.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ


ASKLEPİON


 

        M.Ö. 4'üncü yüzyıla uzanan geçmişiyle Asklepieon Sağlık Kenti, mitolojideki sağlık tanrısı Asklepieos'a adanarak yapılmış ve M.S. 5'inci yüzyıla kadar, ünlü bir tedavi merkezi olarak etkinliğini sürdürmüştür. Bergama'nın eski çağlarda önemli bir sağlık kenti olduğunu ispatlayan Asklepieon'un giriş kapısı, bu gün Viran Kapı adıyla ayakta durmaktadır.Bu kapıda 'ölümün girmesi yasaktır' yazdığı ve girişte muayene edilenlerden tedavisi mümkün olmayan ölümcül hastaların içeri alınmadığı bilinir. İçeri alınan hastalar, 650 metre uzunluğundaki kutsal yoldan yürür, bugün bile içilebilen şifalı sudan içer ve bununla yıkanır, daha sonra hastalığın tedavisine başlanırdı.

        Buluntulardan,ameliyatların da yapıldığı anlaşılan Asklepieon'da ilaçla, bitkilerle, müzikle, su, çamur ve güneş banyolarıyla tedavi uygulanırdı. Galenos gibi ünlü hekimleri yetiştirdiği bilinen Asklepion'da tıbbın simgesi yılanlı sütun da bulunmaktadır. Asklepieon'da ayrıca, günümüzde de kullanılan 3500 kişilik bir tiyatro mevcuttur.  Bu tiyatro, sarı kayalığın yontulması ile ortaya gelen yarım daire biçimindeki oyuğa oturtulmuştur. Su sızıntılarından tiyatroyu korumak için de, alt katında kayaların oyulması ile bir kanal açılmıştır. Tiyatro ortasında bir koridor ile ikiye bölündüğü gibi, dikinede beş bölüme ayrılmıştır. 14 basamak oturağı bulunmaktadır.Oturma sıraları bugün onarılmış olup, her yıl kermes şenliklerinde oyunlar verilmektedir. Basamakların en üstünde iyonik sütunlu galeri arkadan tiyatroyu sarar ve akustik özellik verir. Alt bölüm ile sahne arasındaki yarım daire biçimindeki alan, orkestra denilen yerdedir Tiyatronun sahne duvarı beş kapılı ve üç katlı idi. Tiyatronun çapı 60 metre olmaktadır. Loca önündeki Baküs heykeli eğlenceli yaşamın bir simgesiydi.

 

ASKLEPİONDA TEDAVİ
        Asklepiona inanarak,buraya şifa bulmaya gelen hastaların tedavisi,her şeyden önce temizlenerek, iyileşme amacı ile tanrıya dua edip,adak adadıktan sonra,uykuya yatıp,uykuda görülen rüyanın yorumlanması ve telkin esasına dayanıyordu.Şifalı kutsal su ve çamur banyoları,yararlı otlardan yapılan ilaçların yanısıra müzik,düzenlenen törenler ve temsiller tadavi yöntemleri olarak kullanılmıştır.
Bu tedavi yöntemleri ve metotları özellikle rüya ile ilgili bilgilerin çoğu,kazılar sonucu ele geçen adak taşları ve yazıtlarınokunması sonucu öğrenilmiştir.İyileşmeyecek ağır hastalar ve doğumlar asla içeriye alınmazdı.Uzak yerlerden bitkin ve yorgun gelen hastalar propylon avlusuna alınır,muayene edilir,teşhis konur,iyi olacak gibiyse asklepiona girmesine izin verilirdi.Hekimler hastaya "yat,uyuyuncaya kadar dua et,Tanrı senin derdinin devasını sana bildirecektir.Ne görürsen,ne duyarsan bize anlat" diye telkin ederlerdi.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 


SUYLA TEDAVİ MERKEZİ ALLIANOI


         Allianoi, Helenistik Çağ sonrasında (İÖ.2.yy) Bergama'nın 18 kilometre kuzeydoğusunda kurulmuş. MS. 2. yüzyılda büyük gelişme gösteren Allianoi,"Sağlık Tanrısı Asklepois"in yurdu olarak biliniyor.

 

         ASKLEPIOS Antik Grek mitolojisinde hasta insanlara şifa dağıtan,hekimliğin ve tıp biliminin tanrısıydı.Apolion oğlu Asklepiosu yarı at yarı insan olan Khiron'a emanet etti.Khiron ona okuma, yazma ve önemli hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların formüllerini öğretti.Asklepios un ünü kısa sürede yayıldı.Asklepios ölüleri de diriltiyordu.Zeus buna kızdığı için Asklepiosu öldürttü.Yunanlılar asklepiosun adını yaşatmak amacı ile aynı isimle sağlık merkezleri yaptılar.Allianoi de bunlardan biri.

 

         Topraklarından 45 derece kükürtlü su çıkan şifa merkezi Atlianoi, bu özelliğiyle dünyanın dört merkezinden biri.Pergamon Krallığı'nın sayfiye yeri olan bölge,yıllarca Hydroterapi (suyla tedavi) merkezi olarak hizmet vermiş.

      Yortantı Baraji'nın yapım aşamasında an tik değeri anlaşılan böl gede hızlandırılan kazı çalışmaları esnasın da , bölgenin Helenistik Çağ  'da kurulduğu ve en  parlak dönemini Roma İmparatorluğu Hadrian'la yaşadığını ortaya koydu, işte o zaman da kentin sağlık merkezi Asklepionlar'dan biri olduğu anlaşılmış. Allianoi'de Hadrian döneminde Anadolu'daki pek çok kent gibi büyük bir bayındırlık hareketi yaşanmış ve gösterişli bir Asklepieion haline dönüştürülmüş.Kazılar sayesinde Bergama, ikinci bir sağlık merkezine kavuşmanın dışında arkeleoji alanında bölgenin ve Türkiye'nin önemini daha da artıran Asklepieion kültürünün Anadolu'da yaygın olduğunu da kanıtladı.Allianoi'nin MS 11.yüzyılın sonuna kadar Bakırçay havzasında önemli bir sağlık yurdu olarak kullanıldığı ve Bergama Asklepieionu'nda yapılan psikoterapi tedavi merkezinden farklı olarak burada daha çok 'hydroterapi' uygulandığı yönündeki görüşler de güçlendi.              

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

ESKİ BERGAMA EVLERİ

Kalın dış duvarları,iç sofalı planları,yığma yapı gereklerine bağlı pencere boyutları ve doluluk boşluk oranları ile Bergama evleri ısı kontrolü açısından belli bir üstünlüğe sahiptir.

Yine yapısal nedenlerle kütleleri fazla girintili çıkıntılı değil,masif görünümlüdür.Geleneksel Türk evi üst katlardaki çıkmalarla dışa açılma olanağından yoksun,alt ve üst katları hemen hemen aynı büyüklüktedir.Az sayıdaki evde Sakız üslubuna özgü,ahşab bir cumba veya balkon şeklinde çıkmalarla bu özellik biraz değişebilir.

Genellikle bitişik nizam yapıldıklarından yan cepheler kapalı ,arka bahçeye bakan yüzler genellikle özensizdir.Sokak yüzlerinin tek girintisi zemin katlardaki kapı nişleridir.Bu girintiler, kapıların demir,pencerelerin kepenkli yapılması güvenlik ilkeleri bağlamında kural haline getirilmiş özelliklerdir.

Kargir Bergama evleri;taş sövelerle çevrelenmiş pencere ve kapılar.demir parmaklıklar,iyonik başlıklar,madalyonlar,eski yunan mimarisinden alınmış kornişler,saçak yerine düzgün kiremit dizileri ile yapılmış akroter benzeri elemanları ile 19.yy NeoGrek üslubunu yansıtır.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

ILICALAR
KLEOPATRA GÜZELLİK ILICASI

 

Bergama'ya 4 km. uzaklıkta İzmir yolu üzerindedir.Bergama kralı EumenesII tarafından yapıldığı ileri sürülür. Isısı 35 derece olup radyoaktivitesi10.5 emandır.Cilt yumuşatıcı ve güzelleştirici etkiler taşıdığı bilinir.Mide ve barsak hastalıklarındada kullanılır.

    Dünyanın ilk telkinle tedavi hastanelerinden biri olan Asklepieon'un yakınında yeralan Kleopatra Güzellik Ilıcası, sıcak suyla tedavi amacıyla antik çağlardan beri kullanılmaktadır. Anadolu'daki ilk kaplıca tedavisinin Bergama'da MÖ. 400'lü yıllarda başladığı belgelelerle kanıtlanmaktadır.

    Ilıca, Antik Bergama Kralı II. Eumenes tarafından yapılmış ve tedavi amacıyla 2000 yılı aşkın bir süre binlerce kişiye tedavi amaçlı hizmet vermiş, büyük ilgi görmesine rağmen bakımsızlık nedeniyle 1988 yılında kapatılmıştır.

    Mısır kraliçesi Kleopatra'nın bu kaplıcada yıkandığı ve dillere destan güzelliğini borçlu olduğu düşünüldüğünden ılıcanın adının Kleopatra olduğu söylenmektedir. Kaplıca suyunun içerdiği Minerallerin cilt hastalıklarına iyi geldiği, özellikle de cildi gerginleştirdiği için 'Güzellik Ilıcası' denmektedir.

   Kleopatra Güzellik Ilıcası suyunun kalitesi, çeşitli bilimsel raporlarla da kanıtlanmıştır. Günümüzde yalnızca restoran bölümü hizmet veren Ilıca için belediye tarafından, termal oteller ile yeniden hizmete açılması yönünde çalışmalar yürütülmektedir.

Kleopatra Güzellik Ilıcası'na dair bir söylence…

    Bergama'da yaşanmış bir öykü…Kraliçeleri kıskandıran çoban kızının dillere destan güzelliğinin gizemi…
Bu çoban kızı önceleri çirkin mi çirkin, sümüklü, pasaklı birisiymiş. Yüzü sivilceli, burnu çilli, yaralı bereli bir cildi varmış. Öyleyse bu kızı, Mısır kraliçesi ve kainat güzeli, bütün zamanların en dilber kadını Kleopatra neden kıskanmış? Çünkü bu çoban kızı koyun güderken çalıların arasında kaybolur, bir pınarın oluşturduğu gölcükte sıcacık sularda yıkanır, paklanır, çimermiş. Günler günleri kovalarken, çilleri yok olmuş, cildi ipek gibi, kaşı gözü yerine düşmüş. Ayın ondördü, ırmak saçlı, kara kaşlı, ela bakışlı, kirpikleri nakışlı güzeller güzeli bir kız olup çıkmış.

    Çoban kızının güzelliği önce Bergama'da duyulmaya başlamış, Bergama Kralı'nın kızını güzellikte geçince derhal çoban kızını saraya çağırtmışlar. Kraliçe, gerçekten ay parçası gibi güzel bir kızla karşılaşınca güzelliğinin sırrını sormuş. Utangaç çoban kızı, daha da sıkılmış bu sorudan ve "hiç" demiş,  ben kuzularımı çok seviyorum da ondan demiş ama bir türlü kraliçeyi ikna edememiş. Bunun üzerine kraliçe, çoban kızının ağzından öğrenemediğini onu izleterek çözmek üzere uğurlamış sarayından. Adamlar gizlice peşine düşmüşler, ne yer, ne içer, ne sürünür, nerede taranır, nerede yatar, nerede kalkar izlemeye başlamışlar. Şunu özellikle fark etmişler ki çoban kızı sabah, öğle, akşam kuzularını güttüğü yamacın eteğindeki çalıların içine giriyor, buhar çıkan sıcak su birikintisinde uzunca zaman kalıyor, iyice yıkanıp dökünüyor. Hemen koşup çoban kızının güzelliğinin gizemini açıklamışlar. Kraliçe bunu duyar duymaz buraya çıkıp gelmiş, adamları büyük bir çadır kurmuşlar ve kraliçe günde üç kez olmak üzere bir hafta bu sularda yıkanmış. İnanamamış, cildi pırıl pırıl, yüzü gözü ışıl ışıl olmuş. Üstelik sağlık esenlik kazanmış, yanakları al al olmuş. Saraya dönünce babası kral, kızını tanıyamamış, şaşkın şaşkın bakakalmış. Sonra buraya ılıca yapılmasını sağlayıp herkesin yararına açmışlar. Adına güzellik Ilıcası demişler.

    Bu olay Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın kulağına gitmiş. Güzeller güzeli olduğu halde hem daha da güzel olmak hem de güzelliğinin kalıcı olmasını sağlamak için Bergama'ya gelmiş, günlerce ılıcada kalmış. Eskiden de güzelmiş ama buraya gelip gittikten sonra o kadar güzelleşmiş ki Sezar ve Antonius onun için canlarına kıymışlar. Kleopatra'nın gelmesinden sonra da ılıcanın adı Kleopatra Güzellik Ilıcası adını almış.

PAŞA ILICASI

Bergama'ya 20 km. uzaklıkta olup ,kuzeyde İvrindi yolu üzerindedir.Çevre doğal güzelliklerle doludur.Sıcaklık 39-45 dereceler arasındadır.Radyoaktivitesi 7-12 emandır.Romatizma ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.İşletilmektedir.

KAYNARCA :

Bergama'ya 25 km uzaklıkta olup Karadere denen yerdedir. Dikili yolu üzerindedir.Her yerinden sıcak su kaynayan bir bataklıktır.Çamur banyosu yapılır.Sıcaklık 50-65 derece arası olup Radyoaktivitesi 14 emandır.

MAHMUDİYE ILICASI :

Bergam'ya 25 km. uzaklıkta aynı isimli köyde bulunur. Isısı 26 derece , radyoaktivitesi 12 emandır.Cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bergama Müzesi

 

    1924 yılında kurulan Bergama Müzesi, Türkiye'nin ilk depo ve etnografya müzelerinden biridir. Asklepieon, Akropol, Bazilika, Allianoi ve civardaki kazılardan çıkarılan eserlerin sergilendiği Müze bu günkü binasına 1936 yılında taşınmıştır.

 

    Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemi'ne kadar bir çok tarihi eseri görmenin mümkün olduğu Bergama Müzesi'nde heykeller, büstler, lahitler, seramik eşyalar, sikkeler, süs eşyalarının yanı sıra, yöresel kilim ve giysilerin sergilendiği bir etnografik köşe de mevcut.

    Müze de ayrıca, bugün Berlin’deki Pergamon Müzesi’nde bulunan  ünlü Zeus Sunağı'nın bir maketi görülebiliyor.

 

MESİRE YERLERİ

KOZAK YAYLASI

         Kozak yaylası Bergama'ya 20 km uzaklıktadır.5 milyona yakın fıstık çamı ile kaplı bulunan yayla Ege'nin en güzel piknik ,kamp ve gezi yerlerinden biridir.500 ile 1000 m arasında değişen bölgede buz gibi yayla sularına ve güzel çam havasına doyamazsınız.
          Bergama'ya 15 km uzaklıktaki orman içi piknik alanı ve çevresi İzmir ve çevre illerden gelenlerle bahar aylarında dolup taşmaktadır. Bergama'dan Kozak yaylasına çıkarken birçok yerde yol kenarı pınarlarına rastlayacak ve durmadan geçemeyeceksiniz.

 

 

 

 

 

 

 

Perperene

Mysia bölgesinde, Bergama ile Ayvalık ilçeleri arasındaki Aşağıbey köyü karşısında Çakıl kayası denilen yerdedir.

Strabon ve Bizantion’lu Stephanos’un da isminden söz ettiği Perperene’nin Hellen dilinde bir anlamı yoktur.

Perperene ilk kez 1886-1889 yıllarında araştırılarak planları çıkarılmıştır.Ancak günümüzde kalıntıları oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Akropolde iç içe iki sur kalıntısı, 2000 kişilik tiyatro, bir mabet ve hamamı oldukça harap bir durumdadır.Bu kalıntılar Hellenistik ve Roma dönemlerine tarihlenirler.

Roma devri sonlarına kadar kentte birbirinden farklı on beş damgalı sikke basılmıştır. Bu sikkeler üzerindeki resimlerden Perperene’de Zeus, Athena, Apollon, Afrodite, Demeter ve Asklepios’un saygı gördüğü anlaşılmaktadır.

Bergama krallığının sayfiye kenti olan Perperene M.S.V.yüzyıldan sonra Bizans’ın piskoposluk merkezi olmuş ve bu arada Teodosiupolis ismini almıştır.

Antik kentte yeterli bir araştırma ve arkeoloji kazıları yapılamadığından onunla ilgili bilgiler oldukça yetersizdir

 

 

KOZAKTUR

İLETİŞİM
MSN: bayiacente@hotmail.com
E-Mail: acenteci@hotmail.com
TurizmAnasayfa

www.midillituru.com

GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ